


Bizim kıymetini bilmediğimiz isimlerden birisi de İsmail Hakkı Gelenbevi Hazretleridir. Hep söylüyorum “ Biz Kırkağaçlılar olarak Kırkağaçlıların kadrini kıymetini bilmeyiz” diye. Maalesef Gelenbevi Hazretlerinin de kıymetini bilmekten çok çok uzağız. Gelenbevi Hazretlerini anlatan bir iki yazdık malum. Ama bu sefer bulduğum ise daha da farklı.
Geçen gün Ord.Prof. Ebul’ula Mardin’in 1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi yayınları arasında basılmış üç ciltlik Huzur Dersleri isimli eseri elime geçti. Huzur Dersleri; malum Osmanlı Devrinde padişahın huzurunda yapılan ve devrin en alim ve fazıl kişilerin katıldığı ve sadece Ramazan-ı Şeriflerde tertip edilen derslerdir. Prof. Mardin Hazreti Fatih devrinden son bulduğu 1922 yılına kadar Huzur Derslerine katılan hocaları anlatmış bu eserinde. Eseri kurcalarken Gelenbevi merhum’a ve Kırkağaç’ın isimlerine de rastladım.
Eserin 923 ncü sayfasında Demircili Ahmet Sıdkı Hocaefendi’nin Demirci, Gördes ve Balıkesir Medreselerinden sonra 1272 senesinde Kırkağaç’a geldiği kaydedilmiş. Ahmet Sıdkı Efendi Hazretleri Kırkağaç’ta iki medrese de okumuş : Müftü Efendi Medresesi ve Konyalı Hacı Abdullatif Efendi Medresesi. Bendeniz Müftü Efendi medreselerinin bugünkü Müftü Camii yanında olduğunu biliyordum da Konyalı Medreselerini ilk kez duydum. Acaba bu medreseler Kırkağaç’ın neresindeydi ? Hocaefendi’nin Kırkağaç’ta on sene kaldığını düşünürseniz her iki medrese de 1855 – 1865 seneleri arasında faal durumda olduklarını anlıyoruz. Şimdi soralım bakalım: Bu her iki medrese de nerededir ?
Aynı eserin 931 nci sayfasında ise Gelenbevi İsmail Efendi merhum bahsinde ise Prof. Mardin; Hocaefendi’ye geniş bir yer ayırmıştır. Gerçekten de bu kısmı siteye eklemeyi düşünüyorum. Bir Fransız mühendisin geçim sıkıntısı çeken mağfurun leh Gelenbevi Hazretlerini maaşla Fransa’ya davet etiğini okuduğumda gerçekten de biz adam kıymeti bilmiyoruz dedim. Çünkü Gelenbevi merhum devrin Şeyhülislam’ının iftirasına uğrar ve bugün maalesef Yunanistan sınırları içinde kalan Yenişehir Fener’de kadı olarak tayin edilir ve orada vefat eder. Prof. Mardin Gelenbevi merhumun mezar taşında “ Efdalül Müteahhirin” ibaresini de nakletmiş ki bu ibare gerçekten de Gelenbevi merhumun ilmi kıymetini gözler önüne seriyor.
Gelenbevi merhum Yenişehir’de vefat ediyor ve Bayraklı Cami’de defnediliyor. Vefat tarihi ise hicri 1205 miladi 1790’dır. Yenişehir bugün maalesef Yunanistan sınırları içindedir ve bugünkü adı Larissa’dır. 1924 Nüfus mübadelesinde çok yoğun bir Türk nüfusuna sahiptir.
Ancak kitabın 264 ncü sayfasında Prof. Mardin’in son devrin büyük din alimlerinden Alasonyalı Hacı Cemal Efendi’den (Cemal Öğüt Hocaefendi) yaptığı nakil bizleri daha da şaşırtmaktadır. Kitaptan aynen alıyorum : “ Gelenbevi merhumun kabri Tisalya kıtasında Kostem nehri köprüsünün başında muazzam bir türbedir. Yunanlılar da istifade ettiklerinden dolayı türbeyi muhafaza ve her zaman ziyaret ediyorlar”.
Evet. Şok oldunuz değil mi ? Yunanlılar dahi ehlullahın kıymetini biliyorlar. Bir tek biz bilmiyoruz. Gelenbevi merhumun ismini bir tek sokağa vermekten başka ne yaptık ? ya unutulan diğer ulemamız ?