


Geçen yazımızın başında Özengici Şerif Hocaefendi’den ve sizlerden yazıyı geciktirdiğim için özür dilediğimi ve sebebini de yazının sonunda anlatacağımı arz etmiştim. Ancak yer kalmadığı için anlatamamıştım. Helallik meselesi için biraz bekleyeceksiniz. Çünkü bu yazı daha da uzayacak gibi görünüyor.
Özengici Şerif Hoca zamanında Belediye Başkanı Celal İçöz’dür. Celal İçöz maalesef Kırkağaç’ta hayırla anılan bir insan değildir. Kendisi vefat etmiş o yüzden biz teferruata girmeyelim ama meselemiz ile alakalı olan kısımlara değinelim.
Celal İçöz yol yapımı sırasında bir karar geçirir Belediye Meclisinden. Bu karara göre bugünkü Hastane yolu üzerinde bulunan türbe yıkılacaktır. (Bu türbenin yerinde bugün elektrik trafosu var.) Kırkağaçlılar şaşkına dönerler. Çünkü burada yatan Asmalı Mescid Medresesinin dersiamı ve Uşşaki mürşidi Mehmed Emin Efendi’dir. Mehmed Emin Efendi’yi de inşallah bir başka yazı da size anlatırız. Mübarek 1914’ler de vefat etmiştir ve yerine Kılıçzade Ali Efendi’yi bırakmıştır. Hatırası daha tazedir. Devrinde çok tesirlidir. Kırkağaçlılar ne yapacaklarını bilemezler. Celal İçöz laftan anlamaz. Hem manevi hem de mimari değeri olan bu türbeyi yıktırmakta kararlıdır.
Önce o devir de ne kadar sözü dinlenen, hatırı sayılan insan varsa devreye girer. Ama çabalar nafiledir. En sonunda Karakaşzade Hoca ile Şerif Hoca dikilirler karşısına. Celal Bey; her ikisinin de eski arkadaşıdır ama belediye başkanı seçildikten sonra her iki maneviyat büyüğü ile de yollarını ayırmıştır. (Bunda her iki Hocaefendi’nin de 1930’da Celal İçöz’e muhalefet edip Fethi Okyar Kırkağaç’a geldiğinde girişte karşımalarıdır.) Makamında sıkıştırırlar Celal İçözü. Ama laf anlatamazlar bir türlü. En sonunda Özengici Şerif Hoca ferasetini gösterir ve :” Celal Bey; bu türbeye Yunan yaklaşamadı. Sen hiç yıkamazsın. Dünyanı da ahiretini de boş yere karartma “ der. Celal İçöz; müstehzi bir gülümseme ile “geçti o devirler “ der.
Özengici Şerif Hocanın Celal İçöz’e hatırlattığı mesele Milli Mücadele Dönemine rastlamaktadır. Yunan İşgali sırasında Mehmed Emin Efendi merhum ebedi âleme göç etmiştir ve irşad vazifesinde Kılıçzade Ali Efendi vardır. Ali Efendi Hazretleri alenen keramet izhar eden bir maneviyat büyüğü olması nedeniyle Kırkağaçlı Rumlar ve Ermeniler bile kendisine saygı duymakta, çekinmektedirler. Yunan askerleri Kırkağaç’a girip işgal edince; Kılıçzade Ali Efendi Yunanlı ile işbirliği yapılmamasını, bunun vebalinin büyük olacağını halka anlatmaya başlar. Milli Mücadele’ye destek verir. Eh maneviyat eri olması nedeniyle sözünün de tesiri vardır. Sadece Kırkağaçlı Müslümanlar üzerinde değil; Rumlar ve Ermeniler bile Yunan Askerleri ile işbirliği yapmaktan korkarlar.
Yunanlılar Akhisar ve Manisa’da gösterdikleri başarıyı Kırkağaç’ta gösteremeyince fatura Kılıçzade Ali Efendi’ye kesilir. Hakkında yakalama kararı çıkarılır. Yunanlıların bu kararına Kırkağaçlıların tepkisi sert olur. Ali Efendi’ye tüm halk sahip çıkar ve saklarlar. Kılıçzade Ali Efendi’yi saklamak büyük cesaret ister. En ufak bir ihbarda Ali Efendi’yi saklayanlar Yunan işkencesinden nasibini almaktadır. Ali Efendi’nin o zaman tek halifesi olan Musa Hoca Köyünden Mehmet Akif Hilmi Hocaefendi (yirmi sekiz ilimde mahirdir. O’nu da bir başka yazıda anlatırız. Kabr-i şerifi Musahoca Köyündedir) inanılmaz işkencelere maruz kalır. İşgalden yirmi sene sonra bile sırtında yediği dayakların izlerini, görenler gözyaşları içinde nakletmektedirler.
Kırkağaç bu baskı altındayken devrin Kaymakamı Şerif (sonradan 150’liklere dahil olmuş, Milli Mücadele’den sonra Yunanlılarla beraber kaçmak zorunda kalmıştır) Yunanlılara bir akıl verir : “ Bu Ali Efendi’nin tüm gücü hocasındandır. Hocası Mehmed Emin Efendi’nin türbesini yıkarsanız bu adamın etkisini yok edersiniz.” Der. Bunun üzerine Yunan İşgal kuvvetleri türbenin yıkım kararını alırlar.
İşgal kuvvetlerinin türbeyi yıkmaya gittiğini haber alan halk olayı yaşlı gözler ile seyreder. Yapacak bir şeyleri yoktur. Bir manga Yunan askerinin türbenin kapısından içeri girmeleri ile dışarı çıkmaları bir olur. Yunan askerleri çarpılmış gibidir. Bağıra bağıra, salya sümük içinde sandukanın başında iki tane devasa aslanın beklediğini anlatırlar. Yunan komutan inanmaz. Ama askerleri de türbeyi yıkmaya geri gönderemez. Askerlerine dayak bile atar ama o iki büyük aslanın yanına giremez Yunan askerleri. Bir şey olmayacağını göstermek için devrin Belediye Meclis Üyesi Ermeni Karekin Efendi ile beraber içeri girer. Karekin Efendi girmek istemez ama Yunanlı komutan zorla onu da beraberinde içeri sokar. Ermeni Karekin Efendi’nin sonradan naklettiğine göre Yunan Komutan içeri de kendi kendine birisine yalvarır, sonra salya sümük ağlar ve en sonunda yere yığılır kalır. Yunanlılar komutanı dışarı çıkardıklarında şoke olurlar adamcağız çarpılmıştır. Artık felç mi geçirdi bilinmez; Yunan İşgal komutanı değişmek zorunda kalmıştır.
İşte Özengici Şerif Hocaefendi’nin Celal İçöz’e hatırlattığı bu hadisedir ama Celal Bey dinlemez. Mehmet Emin Efendinin kabrinin naklini bir sonraki yazıya bırakalım. Gene yerimiz bitti. Hayırlı Cumalar efendim !