Ayanzade Hocanın İzinde
Eski Kırkağaçlılar müşkülpesent insanlardır. Kolay beğenmezler ama bir beğendikleri zaman da sizi asla bırakmazlar. İşte böyle zatlardan birisi de Ayanzade Hocaefendi’dir. Bendeniz hakikaten o zatı izine düşmekten çok memnunum. Her geçen gün kendisini tanımaktan son derece bahtiyarım. Allah şefaatlerine nail eylesin. Kırkağaç’ımıza Ayanzade Hocamız gibi alimler kazandırsın.
İlk öğrendiğim bilgi Ayanzade Hocaefendi’nin cenaze namazına ilişkin. Benzer hadiseyi Hacı Kaşif merhum ve mağfurun leh eczacı Nihat Amcamdan dinlediğim için yazmaya çekiniyordum. Ancak dün 1931 doğumlu bir başka zattan da dinlediğim için yazmakta beis yok.
Hocaefendi malum Cumhuriyetten önce vefat etmiş. O zamanlar Kabasakal Camii’nin alay tarafında kalan kısmında evler yoktur ve orası askerlerin talim yaptığı mahaldir. Bugün Kırkağaçlılar o mekana kır mahalle diyorlar. İşte Ayanzade Hocaefendi’nin cenaze namazı da orada kılınmış. Neden derseniz cenazeye katılanları alacak meydan bulunamamış. Ayvalık’tan, Dikili’den, Savaştepe’den, Yunt Dağı köylerinden gelmeyen kalmamış. Cenazeye buralardan papazlar ve hahamlar dahi gelmiş. Hatta cenaze namazına katılanlardan birisi de İzmir Rum Metropolitidir. Düşünebiliyor musunuz ? Mevlana’nın cenaze töreni gibi. Ayanzade Hocamız vefat ettiği zaman sadece yerli ahali değil Rumlar, Ermeniler dahi yas tutmuş.
Sağlığında çarşıya çıktığı zaman esnaf dükkanından dışarı çıkar; Ayanzade Hocaefendi’ye edep duruşuna geçerlermiş. Eski Türkler’de adettir, alimin yüzüne direkt bakılmaz. Baş öne eğilir, eller önde bağlanır. Buna tasavvuf dilinde edep duruşu denir. Daha sağlığında böyle bir saygı göre Hocaefendi’nin cenazesi de elbette kalabalık olur.
Ayanzade Hocaefendi hakkında edindiğim ikinci bilgi ise daha da ilginç. Biz Ayanzade Hocaefendi’nin Arapça ve Farsça’da yedi tula olduğunu biliyoruz. Ancak Ayanzade Hocaefendi’nin Fransızca’dan tercümeler yaptığını ve hatta bunlardan bir tanesinin 1327 yılında İstanbul’da basıldığını biliyormuydunuz ? İki Hemşire adıyla Fransızca da Pinkerton’un Oğlu ismiyle tercüme etmiştir. Bu kitabın bir nüshasının Kubbealtı Vakfı’nda olduğunu duydum. Bir arkadaştan istirham ettim. Vakfa gittiği zaman bendenize bir fotokopisini isteyecek. İnşallah buraya tercüme eder ekleriz.
Ayanzade Hocaefendi’nin kabri şerifi malum; eski askerlik şubesinin karşısında. Selvileri ile mezar taşı ile ayakta. Onca gayrete rağmen nakli kubur yapılamadı. Eski Belediye Başkanlarının kabirlerini imar eden Sayın Gedüz acaba böylesine muazzam bir şahsiyete haiz Hocaefendi’nin kabrine bir türbe yaptırmak alicenaplığını gösteremez mi ?
Kendi maddi durumu da müsait olan; Kırkağaç’ın köklü ailelerinden birisine mensub Sayın Gedüz kendi cebinden bile buraya güzel bir türbe inşa edebilir. Hatta bu türbenin planını ve mimarisini kendi babası da hoca olan Ahmet Akşar Bey’in para almadan yapacağına inanıyorum. Çünkü Sayın Akşar böyle mimari yapılardan ücret talep etmiyor. Bildiğim kadarıyla da Sanayi Cami’sinin planından para almadı.
Bunu Ayanzade Hocaefendi’ye borçluyuz.